6 Ocak 2012 Cuma

ON HAFTA SOHBETLERİ 2 VE 3 E- KİTAP İNDİR, BUYRUN


HADİMÜ'L-HAK, VARİSÜ'N-NEBİ HOCAEFENDİ ABDULLAH MURAD ŞÜKRÜOĞLU SULTANIMIZIN HAK SOHBETLERİNDEN İSTİFADE ETMEK İÇİN KİTAPLARIMIZI E-KİTAP ŞEKLİNDE BİLGİSAYARINIZA İNDİREBİLİRSİNİZ. 


AŞAĞIDA Kİ İNDİRME LİNKLERİNİ TAKİP EDEBİLİRSİNİZ. 



ALLAH MÜBAREK ETSİN KARDEŞLERİM.


25 Aralık 2011 Pazar

ON HAFTA SOHBETLERİ - 1 - ABDULLAH MURAD ŞÜKRÜOĞLU/ E-KİTAP

ESSELAMÜ ALEYKÜM KARDEŞLER,

YENİ MÜJDEMİZ..
ABDULLAH MURAD ŞÜKRÜOĞLU HOCAMIZIN 
SOHBETLERİNDEN DERLENEN

"ON HAFTA SOHBETLERİ -1-" KİTABIMIZ ŞİMDİ 
DİJİTAL ORTAMDA DA BİZLERLE...
E-KİTAP FORMATINDA BİLGİSAYARINIZA YÜKLEYEREK 
İSTİFADE EDEBİLİRİZ İNŞAALLAH. 
AŞAĞIDA Kİ LİNKİ TAKİP EDEREK BUYRUNUZ..




ALLAH-U TEALA HOCAMIZDAN RAZİ OLSUN. 
KENDİLERİNİ İKİ CİHANDA AZİZ VE YAKİN EYLESİN...

12 Eylül 2011 Pazartesi

TEMİZLİK !

"AĞIZ KUR'AN YOLUDUR. AĞZINI TEMİZ TUTUN,


 HADİS-İ ŞERİFİNİ NASIL ANLAYACAĞIZ?

MİSVAKLA DİŞ FIRÇASIYLA TEMİZLERKEN, GIYBETTEN, DEDİKODUDAN, HAK YEMEKTEN, HAKKA GİRMEKTEN, FAİZDEN, YALANDAN, KİBİRDEN DE UZAK DURACAĞIZ!

SİGARA KOKUSUNDAN RAHATSIZ OLANLAR, GIYBETİN, KİBİRLENENİN, FAİZ YİYENİN AĞIZ KOKUSUNDAN NASIL RAHATSIZ OLMUYORLAR???

 TEFRİKA KOKUSUNDAN NASIL RAHATSIZ OLMUYORLAR???"

ABDULLAH MURAD ŞÜKRÜOĞLU





MÜ'MİN OLMALI TESBİHTE TANE GİBİ,

HEM DOLAŞMALI DİVANE DELİ GİBİ...

FACEBOOKTA DA VARIZ ELHAMDÜLİLLLAH..


27 Ağustos 2011 Cumartesi


25 Ağustos 2011 Perşembe

ABDULLAH MURAD ŞÜKRÜOĞLU EFENDİMİN KADİR GECESİ TEBRİK MESAJI




Hz. Aişe (r.ha) anlatıyor;
‘Ya Rasulallah Kadir Gecesi’ne rastlarsam nasıl dua edeyim?’
“Allahümme inneke afüvvün tuhibbü’l afve fa’fü anni.
Allahım sen affedicisin, affetmeyi seversin. Beni de affeyle, dersin.” buyurdu.
Tirmizi/ Deavat 84.

Kadir gecesi Beraat Kandili ile başlayan bir sırat yolculuğunun kader anıdır. Takdir-i ilahi’de olacaklara nokta konduğu gecedir.
Çünkü kulun o sene yaşayacağı her şey Beraat Gecesi’nde yazılmaya başlar Kadir Gecesi’nde son bulur. Sene boyunca yaptığı iyi ve kötü ameller ise bu yazgıyı tayin eder.
Kadir Gecesi Müminlerin kader, kafirlerin keder günüdür. Mümin ile kafiri ayıran Vahiy suyunun Habib-i Kibriya Muhammed Mustafa (s.a.v)’in sadrına indiği gecedir. Sadırdan satıra yazılan Kur'an-ı Kerim Allah katında kadrimizi arttırmaya bir vesiledir. Allah’a ancak Allah Kelamıyla yaklaşılır. İlim Allah’ı bilmektir.  Nefsin elinden kurtulup Allah’a kul olabilmektir. Sadırdan satıra kulaktan akıla nur olur dolaşır. Ruhta ilim amelle birleşince kılıcı gülleştirir, ümmeti birleştirir.
Kadir Gecesi, Kur’an nurunun belde-i Mekke’ye indiği, belde-i Muhammedi’l-Emin’in bedenine indiği, gönlüne sindiği gecedir.

Ey Müslüman!
Kur’an’ın nurunu bedenine indirdiğin, gönlüne sindirdiğin, sırrıyla ruhunu sırladığın gece, senin Kadir Gecendir. 
Böyle bir Kadir Gecen mübarek olsun.

Leyle-i Kadir’de sen senliğini bırak, ben benliğimi bırakayım Allah (c.c) ve Rasulü (s.a.v)’in yolunda, bizlikte dem olalım, 
kadir- kıymet bulalım.
Bizlikte kokan, bizlikte açan gül olalım.
Gülde saadet diken de hayret, gelin gülde dem olalım.

Gülde dem olanlara Selam olsun.

17 Ağustos 2011 Çarşamba

ABDULLAH MURAD ŞÜKRÜOĞLU HOCAMIZIN 03.04.2010 ZELZELE KONULU SOHBETLERİNDEN BİR BÖLÜM...



03.04.2010


يَا اَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُوا رَبَّكُمْ اِنَّ زَلْزَلَةَ السَّاعَةِ شَیْءٌ عَظٖيمٌ .
يَوْمَ تَرَوْنَهَا تَذْهَلُ كُلُّ مُرْضِعَةٍ عَمَّا اَرْضَعَتْ وَتَضَعُ كُلُّ ذَاتِ حَمْلٍ حَمْلَهَا وَتَرَى النَّاسَ سُكَارٰى وَمَا هُمْ بِسُكَارٰى وَلٰكِنَّ عَذَابَ اللّٰهِ شَدٖيدٌ.
وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يُجَادِلُ فِى اللّٰهِ بِغَيْرِ عِلْمٍ وَيَتَّبِعُ كُلَّ شَيْطَانٍ مَرٖيدٍ .


“Ey insanlar! Rabbinize karşı gelmekten sakının. Çünkü kıyamet sarsıntısı çok büyük bir şeydir.
Onu göreceğiniz gün, her emzikli kadın emzirmekte olduğu çocuğundan geçer ve her hamile kadın da karnındaki çocuğunu düşürür. İnsanları sarhoş görürsün; hâlbuki onlar sarhoş değillerdir. Ne var ki Allah’ın azabı çok şiddetlidir.
İnsanlardan kimi vardır ki, hiçbir bilgisi olmadığı hâlde, Allah hakkında tartışmaya girer ve her azgın şeytanın ardına düşer. “


(Hac diye isimlendirilen sure-i celile 1-3. Ayet)


Bu ayet-i celileyi, Rabbimin verdiği fehim ve anlayışla, açtığı şuurla anlamaya çalışacağız. Anladığımızı ve anlattığımızı Rabbim hayatımıza tatbik edenlerden eylesin. Amin.
Biz bu saati veyahut zelzeleyi insanlarla nasıl bağdaştırırız ki? Bu zelzeleden kastedilen nedir ki?
Zelzele; bildiğiniz gibi, kayma veyahut ayrılma, bir şeyin bir yerden çıkması, -essaat- o saatte onun saati olmadığını yeryüzünde biliyorsunuz, hep hazırlanıldığında toprağın zelzelesi olmaz. Beklenildi, öyle büyük zelzeleler, büyük depremler olmadı. İnsanlara Rabbü’l alemin, ‘itaat edin, korunun, o zelzeleden o saatten korunun’ derken acaba şöyle mi diyordu ki? Biz böyle mi anlamalıydık ki?
Zelzele; bir şeyin bir şeyden ayrılması. Yani insanın evinden, vatanından ayrılması veyahut ruhun bedenden ayrılması. Zelzele, Allah-u Teala’nın katında bilinen bir saattir, ruhumuzun bedenimize elveda dediği, ölüm sarhoşluğuyla dolduğu vakittir.
Hocam yeryüzünde de depremler oluyor, bu da anlaşılmaz mı?
Muhakkak ki yeryüzündeki depremlerde de insanlar evini terk ediyor, malını terk ediyor, mülkünü terk ediyor hatta memleketini terk ediyor, ama onların hepsini yeniden kazanabiliyor. Ne kadar korksa da o korku, bir şekilde bitebiliyor. Fakat zelzeleyi, gönlümüzün imandan kayması, ayağımızın sırat üzerinden kayması, din-i İslamdan kaymamız, uzaklaşmamız olarak anlarsak, niçin korktuğumuzu da anlarız ve şöyle niyaz ederiz;
رَبَّنَا اَفْرِغْ عَلَيْنَا صَبْرًا وَثَبِّتْ اَقْدَامَنَا وَانْصُرْنَا عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِرٖينَ .


“Ey Rabbimiz! Üzerimize sabır yağdır, ayaklarımızı sağlam bastır ve şu kâfir kavme karşı bize yardım et ”. Amin.


Hakikaten o sekerat anındaki sarhoşlukta insanın aklı başından gider mi?
Aklı gelir gider, uzuvları onu dinlemez. Kişinin çocuğu aklına gelmez, hanımı aklına gelmez, evladın annesi aklına gelmez. Ölüm sekeratını yaşayanları gören kardeşlere sormamız lazım. Nasıldı diye? Annesi, babası, dedesi, ninesi, eşi, çocuğu ölenlere sormalı, nasıldı? İbret aldın mı? İşte o ansızın gelen ruhun bedenden ayrıldığı, zelzele anını görüp de ibret aldın mı? Bu zelzeleyi biz sadece depremde, erozyonda veyahut tsunamide, yok fırtınalarda, kasırgalarda ararsak Allah-u Teala’nın bize ne demek istediğini tam anlayamayız. Gelin şu bedenimizin sekerattan sarsılıp, nasıl zangır zangır titrediğini yine Kur’an’ı Kerim’den dinleyelim;
وُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ نَاضِرَةٌ .
اِلٰى رَبِّهَا نَاظِرَةٌ .
وَوُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ بَاسِرَةٌ .
تَظُنُّ اَنْ يُفْعَلَ بِهَا فَاقِرَةٌ .
كَلَّا اِذَا بَلَغَتِ التَّرَاقِیَ .
وَقٖيلَ مَنْ رَاقٍ.
وَظَنَّ اَنَّهُ الْفِرَاقُ .
وَالْتَفَّتِ السَّاقُ بِالسَّاقِ.
اِلٰى رَبِّكَ يَوْمَئِذٍ الْمَسَاقُ .


“O gün birtakım yüzler aydındır. Rablerine bakarlar. O gün birtakım yüzler de asıktır. Bel kemiklerini kıran bir felakete uğratılacaklarını anlarlar. Hayır, can boğaza dayandığı, “Kimdir (bunu) iyi edecek?” dendiği, (ölmek üzere olanın da) bunun ayrılış olduğunu bildiği, bacakların birbirine dolandığı zaman, işte o gün sevk ediliş, Rabbinedir. “


‘Ayaklar ayaklara dolaştığı zaman, ağzına gargara dayandığı zaman’ vücudumuzda bir zelzele söz konusu, bir ayrılma söz konusu sekeratta. Yani Arap lügatine göre zelzele, kayma ve ayrılma manasında yani bir ayrılma söz konusu.
-Hocam başka şeylerde de vücudumuz titriyor, derseniz haklısınız; ihtilam sırasında can bedenden ayrıldığı için orda da, bir zelzele yaşarsın. İçki içenlere sorun, titrerler ama tabi bunu adet haline getirmişlere diyeceğimiz yok. İman yok ki gelsin, titresin, çıksın. O titremede iman onu terk eder. Veyahut zina edene sorsanız o anda titrediğini söyleyecek. Ve oradan imanın ayrıldığını göreceksiniz, ayağın kaydığını göreceksiniz. Veyahut bir Müslümana bir Müslüman, ilk kez kafir dediğinde içi titreyecek, gönlü titreyecek, tüyleri diken diken olacaktır. Çünkü onun kendisinden iman ayrılmaktadır o an. Allah (c.c) muhafaza eylesin. Gafil deyin, günahkar deyin ama kimseye imansız, kafir demeyin, imanına laf etmeyin.
-Hocam sarhoşluk sadece bunlardan mı ibarettir?
İnsan para sarhoşu olur, makam sarhoşu olur, gurur sarhoşu olur, kendisini beğenir başkasını beğenmez, ucub/kibir sarhoşu olur.


ABDULLAH MURAD ŞÜKRÜOĞLU/ 10 HAFTA SOHBETLERİ -2-.

16 Ağustos 2011 Salı

MÜJDE! 10 HAFTA SOHBETLERİ SERİSİNİN 3. KİTABI ÇIKIYOR

ÇOK YAKINDA İNŞALLAH ÇOK YAKINDA İNŞALLAH ÇOK YAKINDA İNŞALLAH ÇOK YAKINDA 


"SADIRDAN SATIRA, KULAKTAN AKILA NUR OLUR DOLAŞIR. 
RUHTA İLİM AMELLE BİRLEŞİNCE;
KILICI GÜLLEŞTİRİR, ÜMMETİ BİRLEŞTİRİR."

HAKKIN NURUNU YANSITTIĞI, YOLUNDA HABİBİ KİBRİYA EFENDİMİZ (S.A.V)'İ YAŞATTIĞI, MUHAMMEDİLERİN İMAMI, GÖNÜLLERİN AYNASI, HAKKIN YILDIZI ABDULLAH MURAD ŞÜKRÜOĞLU HOCAMIZIN GÖNÜLLERİNE NASİB EDİLEN İLİMDEN DERLENMİŞ SOHBET KİTAPLARININ 3.sü BASILMA AŞAMASINDA... 

UMMANDAN NASİB OLACAK BU SON DAMLA, DİLSİZ DUDAKSIZ BU SON EVLAT

13 Ağustos 2011 Cumartesi

GEL...

GÖK SANCILANMADAN YAĞMUR GELMEZKEN, 


SEN SANCILANMADAN İMAN NURU GELİR Mİ? 


BİR SEN VARSIN, BİR DE SEN...                                     Ş İ R K T E S İ N !


GEL ALLAH-U TEALA'NIN VARİSLERİNE Kİ SENİ GÜNEŞE GÖTÜRSÜN..
.

ABDULLAH MURAD ŞÜKRÜOĞLU

9 Ağustos 2011 Salı

DÜNYA HAYATI & AHRET HAYATI

Hoca efendinin birisi bizim gibi sohbet ederken, cemaatten aklı ileri gelen birisi diyor ki:
-Hocam seni çok seviyorum. Çok iyisin çok hoşsun. Bir sorum var. Acaba sorabilir miyim?
-Buyur evladım, hay hay.
-Efendim! Kale burcuna konmuş bir kuşun başı mı değerlidir, yoksa kuyruğu mu? Diyor.
Ne kadar mantıklı, ne kadar akıllı insanlar var görüyorsunuz değil mi? Kaleye bir kuş konuyor, bunun başı mı yoksa kuyruğu mu değerli diye sohbet sırasında hocaya soruyor. Herkes kendi nefsine bir sorsun, bir düşünsün bakalım. Hoca efendi o talebenin aklına göre bir cevap veriyor:
-Evladım! Kuşun kafası şehre bakıyorsa, kuşun kafası değerlidir. Kafası köye bakıyorsa kes kafasını, at gitsin.  Kuyruğu köye bakıyorsa at gitsin kuyruğunu lakin kuyruğu şehre bakıyorsa, kuyruğu değerlidir.
Burada köy dünyadır. Şehir ise ahret.
Anlayın her şeyin bir yansıması var. Şehirde de, köyde de var bir ince anlayış. Ama siz şu baş gözünüzü kapatın, gönül gözünüzü bir açın hele! Allah’ın emirlerini tuttuğunuz sürece Allah’a hizmet etmektesiniz. Her birinizde bir güzellik olduğunu düşünün. Bir diken batınca soluveren bir güzellik, sizce güzellik midir? Yahut bir hastalık gelince yaşlılar gibi iki büklüm olan, bir gençlik sizce gençlik midir? Bir kızıl ateşe duçar olursunuz da sizden yaşlı, sizden zavallı kimse yoktur. Herkesten medet umar hale gelirsiniz. Yani ihtiyarınız, yani seçim yapma kabiliyetiniz, tasavvuftaki adıyla cüzi aklınız elden gidince, Allah’ı zaten bileceksiniz.
İnsanlara bakıyorum, hakikaten bu insanlar acziyetinin farkında değiller. Sadece güç kuvvetleri Allah’ı unutturmuş bunlara. Hak ve hakikat gözüyle baksalar, şehri görecekler mutlaka! Şehre bakınca da köyün, duvara çizilmiş resimlerden ibaret olduğunu fark edecekler. Duvara çizilmiş enva-i tür yemek resimleri fakat elinizde bir kuru somununuz olsa; kuru somun mu evladır, yoksa duvardaki resimle avunmak mı? Hangisi evladır? Mutlaka kuru somun değil mi? Resim dünyadır. O duvara çizilmiş yansımalardır, aldanmayın. “Dünya hayatı geçici bir metadır” diyor ayet-i celilede, okumadınız mı yoksa? Okuyun ve iyi düşünün.

اللّهُ يَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَنْ يَشَاء وَيَقَدِرُ وَفَرِحُواْ بِالْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَمَا الْحَيَاةُ الدُّنْيَا فِي الآخِرَةِ إِلاَّ مَتَاعٌ

Allah, rızkı dilediğine bol verir, (dilediğine de) kısar. Onlar ise dünya hayatı ile sevinmektedirler. Hâlbuki dünya hayatı, ahiretin yanında çok az bir yararlanmadan ibarettir.
(Ra’d diye meşhur sure, ayet 26)

Dünya hayatı geçici bir metadır. O zaman ihtiyarınızı elden bırakın da Allah’ın takdirine kendinizi bir açın. Açınca diyeceksiniz ki; ya Rabbi! Ben senin emirlerine harfiyen uyacağım. Nehyettiklerinden de harfiyen kaçacağım. 

ABDULLAH MURAD ŞÜKRÜOĞLU / ON HAFTA SOHBETLERİ - 3 -

7 Ağustos 2011 Pazar

.!.



Nar ile Nûrun savaşı ebedidir.


ABDULLAH MURAD ŞÜKRÜOĞLU

SULTANIMIZIN DERYASINDAN 'DOSTUM' ŞİİRİ







DOSTUM
Dağda ki çobanla, şehirde ki kunduracı,
Hikayesini duydun mu dostum?
Duyduğun zaman,
Gülüp geçtin mi dostum?

Yirminci asrın müslümanısın,
Dinini sermaye olarak kullanırsın,
Bunları duydun mu dostum?
Duyduğun zaman gülüp geçtin mi dostum?

Sakal koydu adabı yok,
Namaz kıldı imanı yok,
Hıristiyanız diyeni duydun mu dostum?
Duyduğun zaman gülüp geçtin mi dostum?




ABDULLAH MURAD ŞÜKRÜOĞLU

Sultanımızın 'Derman Sensin Ya Rasulallah' Şiiri


Kur'an'da seni okudum
Sana uydum huzur buldum
Aşkınla yandım tutuştum
Derman sensin Ya Rasulallah

Gözler hep seni arıyor
Özler aşkınla yanıyor
Diller cemalin soruyor
Derman sensin Ya Rasulallah

Gören göz olup göreyim
Sünnetinle sana ümmetim
Aşkından ben biçareyim
Derman sensin Ya Rasulallah

Aşığım muradım isterim
Kapında kıtmır beklerim
Aczimle şefaat isterim
Derman sensin Ya Rasulallah

ABDULLAH MURAD ŞÜKRÜOĞLU
http://www.youtube.com/watch?v=xdfUCDK2k_I

GÖNÜL AYNASI ABDULLAH MURAD ŞÜKRÜOĞLU PİRİMİZİN RAMAZAN-I ŞERİFİ TEBRİK MESAJI


ALLAH-U TEALA RAMAZAN-I ŞERİF İLE HEPİMİZİN GÖZÜNÜ AYDIN, GÖNLÜMÜZÜ DE HUZURLU, MUHABBETLİ EYLESİN. BİZLERE HAK VE HAKİKATE ULAŞTIRACAK İBADETLER NASİB EYLESİN, SAİDLER OLARAK YAŞATSIN VE ŞEHİTLER OLARAK SON BULDURSUN Kİ ÖLÜM İFTAR VAKTİ GİBİ SEVİNCİMİZ OLSUN. ORUCUMUZ DÜNYA VE ÜZERİNDEKİLERE KARŞI KAVİ VE DAİM OLSUN İNŞALLAH, AMİN.

4 Ağustos 2011 Perşembe

DÖRT İŞLEM !


Burada hesap yapmayanlar, burada ahretin matematiğini bilmeyenler, dünyanın çarpım tablosunu iyi bilenler, toplamasını-çarpmasını-çıkartm​asını-bölmesini yapanlar, Ahmet’in hesabını Mehmet’ten çıkartanlar, yani herkesin muhasebesine soyunanlar, o gün şaşıracaklar, dembeste gibi olacak ve ‘Bizi yerimizden kim kaldırdı?’ diye soracaklar. 

ABDULLAH MURAD ŞÜKRÜOĞLU


Musibet & Nimet


Sizi eğer Kur’an’a ve sünnete götürmüşse bir musibet,
O, sizin başınıza dünyada verilen en büyük nimettir, nimet. 


ON HAFTA SOHBETLERİ-3 TASVİR SOHBETİ 2. KISIM

Saf Suresi’nde geçtiği gibi;
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آَمَنُوا لِمَ تَقُولُونَ مَا لَا تَفْعَلُونَ
.
“Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz?”
(Saff diye meşhur sure, ayet 2)

Hani arif-i billah öyle diyor;

Aşkı hemen laf sezdiler,
Adab-ı pirden bezdiler,
Türlü hilafet yazdılar,
Ta celb ola sade dilan.

Şöyle bir bakmak lazım, adabı pir nedir? Aşk 3 harften mi ibarettir? Yoksa İslam dediğinizde 5 harften mi ibarettir?
‘Dinimiz, aşk’ diyen Mevlana gibi, elbette bizler de aşk diyeceğiz ama. Dininizi anlayıp, onu her hücremize taşımadan da etmeyeceğiz. Biz dini laf dini değil, hayat dini olarak kabul edeceğiz.
Allah’ın emirlerini, Allah’ın nehiylerini kendimize şiar edeceğiz. O zaman biz zalimlere dönmeyeceğiz. Bizim zalimlerin karşısında bir hesabımız da olmayacak.  Biz, sadece hatırlatıcıyız. Olur ya belki sakınırlar. Kim bu sakınacaklar diye bakın bir şöyle etrafınıza. Dinle dinsizliğin arasında bir yol tutmaya çalışanlar. Şu anda Muhammedilik’ten başka din yoktur elhamdülillah. Tek din vardır o da, İslam.
إِنَّ الدِّينَ عِندَ اللّهِ الإِسْلاَمُ وَمَا اخْتَلَفَ الَّذِينَ أُوْتُواْ الْكِتَابَ إِلاَّ مِن بَعْدِ مَا جَاءهُمُ الْعِلْمُ بَغْيًا بَيْنَهُمْ وَمَن يَكْفُرْ بِآيَاتِ اللّهِ فَإِنَّ اللّهِ سَرِيعُ الْحِسَابِ
“Şüphesiz Allah katında din İslâm’dır. Kitap verilmiş olanlar, kendilerine ilim geldikten sonra sırf, aralarındaki ihtiras ve aşırılık yüzünden ayrılığa düştüler. Kim Allah’ın âyetlerini inkâr ederse, bilsin ki Allah hesabı çok çabuk görendir.”
(Al-i İmran diye meşhur sure, ayet 19)

4 din değil, bütün gelmiş geçmiş Rasullere, Nebilere indirilen İslam’dı. Nasıl ki bir para, devrini tamamladıktan sonra sahteleşiyor, tedavülden kalkıyor, geçmişteki dinler de böyle. Tahrif oldular, tedavülden kalktılar. Tahrif olmayan tek din İslam, niçin?

Kıyamete kadar baki, Muhammed Mustafa (s.a.v), kıyamete kadar Rasul, Hatemü’l-Enbiya vesselam.

Gurura, kibre bürünmekten başka bir anlayışımız olmadığından, İslam’dan habersiz yaşıyoruz. Din ile dinden uzaklaşıyoruz. Dini, boş laf zannediyoruz. Din-i İslam’ı sadece Kur’an, tecvit, hadis, tefsir, siyer ibaret sayıp, bunları bilenleri alim zannettiler. Alim; ilme amil kimse, demek. Biz alim olmak deyince; Kur’an-ı Kerim’i 10 kıraat ile hatim etmek, lisan üzerine lisan öğrenmek, ilahiyattan 2-3 tane diploma almak, profesörlük iddiasında bulunmak olduğunu mu anlıyoruz? Yoksa dini, en iyi bilen insanız, deyip kendinizi kibir, gurur fırtınası haline mi getiriyorsunuz?
Şöyle bir bakın dün bizi tanıdığınız da neredeydiniz, bugün tanıyorsunuz nerdesiniz?
Eğer devam ediyorsanız Muhammedi yolda, muhakkak ki kötülüklerinizden geçmiş veya geçmeye çalıştığınızı, iyi hallerinizin arttığını göreceksiniz. Eğer bu hal size galebe etmemişse, bizi ve yolu beğenmeyeceksiniz.  Hayatınızda ki kötülüklere göz yuman, hayatınızda ki eğrileri düzeltmeye çalışmayan bir insan, size önderlik, size hocalık, size alimlik yapıyorsa, sakınacağınız en büyük düşman budur.

Allah’ın kullarından bir tanesine soruyorlar;
-  Efendim bu makama nasıl gediniz?
-  İkisini düşman bildim. Görünen düşmanımla savaşmayı kolay bildim. Ama görünmeyen düşmanla savaşmayı zor bildim.
-Nedir bunlar?
-  Görünen düşman; insandır. Savaşırsın, ölsen şehitsin, kalsan mükafata erersin. Ama görünmeyen düşmanlar; Allah-u Teala’nın kovmuş olduğu şeytan ve nefis beni imandan edecekti, onlarla son döneme kadar savaşmayı tercih ettim, diyor.
Bizim heva ve nefsimiz bize; istediğin gibi yaşa, der. Çalgıyı görünce oyna, Kur’an’ı görünce dinle gibi, diye nefsimiz telkin edecek. Allah-u Teala’nın kovmuş olduğu şeytan da bizim yüzümüze bakıp bakıp gülecek. Ama bizler sakınanlardan olacağız. Bizler dinlerini oyun edenlerden olmayacağız. Oyun ve eğlence haline getirmeyeceğiz. Yani gidip bankadan kredi alıp, gidip düğün de oynayıp, televizyon karşısında oturup, ondan sonra adam beğenmeyeceğiz, öyle mi? Dinimizi nasıl anlıyoruz biz? Ayet-i celile de şöyle demiyor mu Allah-u Teala;
أَيَحْسَبُ الْإِنسَانُ أَن يُتْرَكَ سُدًى

İnsan, kendisinin başıboş bırakılacağını mı zanneder?”
            (Kıyamet diye meşhur sure, ayet 36)

ON HAFTA SOHBETLERİ-3 TASVİR SOHBETİ 1. KISIM


اَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ
بِسْم ِاللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمِين
اَلصَّلَاةُ وَالسَّلَامُ عَلَى أٰلِهِ وَصَحْبِهِ اَجْمَعِينَ
صَلُّوا عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ
صَلُّوا عَلَى بَدْرِ الدُّجَى مُحَمَّدٍ
صَلُّوا عَلَى شَمْسِ الضُّحَى مُحَمَّدٍ
صَلُّوا عَلَى مُرْشِدِنَا مُحَمَّدٍ
صَلُّوا عَلَى طَبِيبِ قُلُوبِنَا مُحَمَّدٍ
صَلُّوا عَلَى شَفِيعِ ذُنُوبِنَا مُحَمَّدٍ
صَلُّوا عَلَى نُورِ الْهُدَى مُحَمَّدٍ
اَلْأَوَّلُ اَللهُ اَلْأَخِرُ اَللهُ اَلظَّاهِرُ اَللهُ اَلْبَاطِنُ اَللهُ
خَيْرِهِ وَ شَرِّهِ مِنَ اللهِ
مَنْ كَانَ فىِ قَلْبِهِ اَللهُ
رَبِّ اشْرَحْ لِى صَدْرِى وَ يَسِّرْى لىِ اَمْرِى
وَحْلُلْ عُقْدَةً مِنْ لِسَانىِ يَفْقَهُ قَوْلِى
اُفَوِّضُ اَمْرِى اِلَى للهِ وَ اَللهُ بَصِيرٌ بِالْعِبَادِ
سُبْحَانَكَ لَا عِلْمَ لَنَا اِلَّا مَا عَلَّمْتَنَا اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ
سَبْحَانَكَ لَا فَهْمَ لَنَا اِلَّا مَا فَهَّمْتَنَا اِنَّكَ اَنْتَ الْجَوَادُ الْكَرِيمُ



اَعُوذُ بِالله مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ بِسْم ِاللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيم
الم
                                                    Elif, lam, mim.
Halk arasında Bakara diye şöhret bulmuş sure-i celilenin ilk ayeti olan;    Elif- lam- mim, ayetini dilimizin döndüğünce, gücümüzün yettiğince anlamaya ve anlatmaya çalışacağız.
Bu harflere, huruf-u mukatta’a denir. Al-i İmran diye meşhur surenin 7. ayet-i kerimesinde bu harflerle ilgili şöyle buyurur;

فَأَمَّا الَّذِينَ في قُلُوبِهِمْ زَيْغٌ فَيَتَّبِعُونَ مَا تَشَابَهَ مِنْهُ ابْتِغَاء الْفِتْنَةِ وَابْتِغَاء تَأْوِيلِهِ وَمَا يَعْلَمُ تَأْوِيلَهُ إِلاَّ اللّهُ وَالرَّاسِخُونَ فِي الْعِلْمِ يَقُولُونَ آمَنَّا بِهِ كُلٌّ مِّنْ عِندِ رَبِّنَا وَمَا يَذَّكَّرُ إِلاَّ أُوْلُواْ الألْبَابِ

‘Kalplerinde bir eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve onun olmadık yorumlarını yapmak için müteşabih ayetlerinin ardına düşerler. Oysa onun gerçek manasını ancak Allah bilir. İlimde derinleşmiş olanlar, “Ona inandık, hepsi Rabbimiz katındandır” derler. (Bu inceliği) ancak akıl sahipleri düşünüp anlar.’
Euzü’yü anlamak, Bismillahirrahmanirrahim’i yaşamaktır. - elif- Allah’ın adıdır, - lam- Latif-i zü’l-Celal olan Allah’ın la mekan sırrıdır, - mim- Muhammed (s.a.v)’in beyanıdır ve arif olana bir söz, bir işaret yeter deyip, Rabbimizin verdiği ilim ve fehimle anlatacağız inşallah.
Euzü – sığınırım,  billahi – O Allah’a, minneşşeytan-şeytandan, racim –taşlanmış, horlanmış, kovulmuş şeytandan, kötü ve kötülükler yapan, kötü ve kötülüklere davet eden nefsimin şerrinden, Hak ve hakikate davet edilince, riyakarlık yaparım düşüncesi içersine girip de, yaptıklarımla dediklerim bir tutmuyor ben o zaman bir köşeye çekileyim’ diyenin şerrinden.
Bismi- Allah’ın adıyla, Rahman-iyiyi de kötüyü de dünyada rızıklandıran, Rahim-ahrette ise yalnızca inananlara merhamet eden. O Rahman ki dişilerin ve erkeklerin, güneşin ve ayın, arzın ve arşın ve içinde ki bütün mahlukatın Rabbidir. Rahmandır bütün hepsine merhamet edendir. Annelerin sabilerine verdiği, gökyüzünün toprağa serpiştiği rahmet, O’nun rahmetinin bir cüzüdür. Anne merhametiyle cümleyi kuşatandır Allah, diyeceğiz.
Elif diyeceğiz ondan sonra müfessirler şöyle söylerler;
Elif, bir şifredir. Diğer müfessirler de şöyle söylerler;
Dikkat çekmek için - elif – diye söylenmiştir. Yani ünlem taşır. İmdat, gibi derler. Yani dikkat çekilebilmesi için Kur’an’ın ahkamına, elif- lam- mim diye söyler müfessirler.
Evvelki alimlerden bir tanesinin ölüm vakti geliyor, sekerata yatıyor. Has talebesini çağırıyor;
-Evladım! Elli senemi istiazeyi anlatarak geçirdim, vefatımdan sonra halefim sensin, sen de Bismillahirrahmanirrahim’i anlat bu kalan zümreye, diyor.
Euzü; sığındım, demektir. Sığınmanın ne olduğunu bilmeyen, nereye sığındığını bilmeyen bir insanın Euzü demesi kadar abes, desturun ne anlama geldiğini bilmeden, mahiyetini anlamadan insanlara destur demesi kadar abes bir durum yoktur. Elbette kelime manalarını değil, mahiyetini anlamaktır asıl olan. Hayata tatbik etmek için anlamaktır. Ne alim bıkmış elli sene Euzü’yü anlatmaktan, ne de cemaati bıkmış Euzü’yü dinlemekten. Elli sene sonra talebesine şunu söylemekte; en iyi anlayan sensin, bundan sonra anlat Bismillahirrahmanirrahim’i bu kalan arkamızda ki zümreye. Şimdi biz de aynı sebatla Kur’an’ı Azimüşşan’ı anlatacağız.
Elif- lam- mim ayetini, Yahudiler duyunca, hemen geliyorlar Muhammed Mustafa (s.a.v)’e. Yahudiler, hurufçular diye anılır, bugünde kabalacılar derler. Bunlar harfleri rakamla işaretlerler. Yani her harfi bir rakamla eşleştirip, toplarlar, çıkartırlar, çarparlar buna da ebcet hesabı derler. Yahudilere ait olan bu hesap, İslam alemine de girmiş, pek çok fitneye sebep olmuştur. Halbuki bu Yahudilikte vardır. Gelin görün ki tefsir alimleri bunu anlatırken bile Yahudiliği anlayamamışlardır. Yahudi matematik hesabıyla, kimi zaman arttırarak, kimi zaman eksilterek istedikleri gibi hesaplayarak, çağa zulümlerini, işte Tevrat’ta da böyle çıkıyordu demektedir. İşte bu anlayıştaki hahamlar Muhammed (s.a.v)’ e geliyorlar, diyorlar ki;
-Ya Muhammed sana Elif- lam- mim mi dendi?
Allah’ın Rasulü (s.a.v);
—Evet, beli, bana Elif- lam- mim, dendi. Ne oldu ki?
-E o zaman Elif-şu, Lam-şu, Mim-şu toplam olarak senin nübüvvetin şu kadar, ömrün de şu kadar eder, deyip gaybı hesaplamaya çalışıyorlar.
Diyor ki Habibi Kibriya Muhammed Mustafa (s.a.v);
Bana Ta- sin de dendi.
-E tamam, diyorlar onu da hesaplıyorlar, şu kadar sene.
Bana Elif- lam- ra da dendi.
-E, o zaman şu kadar sene.
-‘Bana Ha- mim- ayn- sin- gaf da dendi’, deyince, diyorlar ki;
-Ya Muhammed, senin işin karışık. Oradan hemen çıkmayı arzu ediyorlar.
İslam alimleri içinde ebcet hesabıyla, Kur’an’ı anlamak isteyen müfessirler çıkmıştır. Ebcet hesabıyla Kur’an’ın şifresini çözmeye kalkışanlar. Ebcet hesabıyla Kur’an’ın mucizevi yönünü göstermeye çalışanlar, bilmezler mi Kur’an bizatihi, kendi mucizedir, Muhammed Mustafa (s.a.v)’in en büyük mucizesidir, çünkü kıyamete kadar tek bir harfi, noktası dahi değişmeden kalacağına Allah-u Teala’nın garantisi vardır.  Hangi kitabın böyle bir garantisi vardır? Kur’an’ı anlamak için türlü türlü hesaplara gerek yok ki. Allah’ın kuluna verdiği feraset, derin anlayış yeter.

Siz Muhammed Mustafa (s.a.v)’in zamanın da olduğunuzu sanmaktan acizsiniz ama biz Muhammed Mustafa (s.a.v)’in devrinin devam ettiğini söylüyoruz.
Muhakkak ki Muhammed Mustafa (s.a.v) kıyamete kadar bakidir. Muhammedü’r-Rasulullah demeden, ne İslam olunabilir, ne de mümin.
Siz dini laf mı zannediyorsunuz? Sözden anlaşılır, hayata tatbik edilmez mi zannediyorsunuz? Bizim dinimiz laf dini değil hayat dinidir.







1 Ağustos 2011 Pazartesi

YA ŞEHR-i RAMAZAN



Enes Bin Malik; Rasulullah (s.a.v) Efendimiz'in şöyle buyurduğunu anlatmıştır;
Sadece ‘Ramazan’ demeyiniz. Allah-u Teala nasıl şehr-i Ramazan (Ramazan ayı) buyurmuş ise.. siz de öyle deyiniz.” (Buhari)
Peygamber efendimiz, Ramazan-ı şerifin fazileti hakkında buyuruyor ki;
“Ramazan ayı mübarek bir aydır. Allah-u Teala, size Ramazan orucunu farz kıldı. O ayda rahmet kapıları açılır, Cehennem kapıları kapanır, şeytanlar bağlanır. O ayda bir gece vardır ki, bin aydan daha kıymetlidir. O gecenin (Kadir gecesinin) hayrından mahrum kalan, her hayırdan mahrum kalmış sayılır.” (Nesai)
“Ramazan ayı gelince, “Hayır ehli, hayra koş, şer ehli, kötülüklerden el çek” denir. (Nesai)
“Ramazan gelince, Allah-u Teala meleklere, müminlere istiğfar etmelerini emreder.” (Deylemi)
“Farz namaz, sonraki namaza kadar; Cuma, sonraki Cumaya kadar; Ramazan ayı, sonraki Ramazana kadar olan günahlara kefaret olur.” (Taberani)
“Peş peşe üç gün oruç tutabilenin, Ramazan orucunu tutması gerekir.” (Ebu Nuaym)
“Ramazanın başı rahmet, ortası mağfiret, sonu ise, Cehennemden kurtuluştur.” (İ.Ebi’d-Dünya)
“İslam, kelime-i şahadet getirmek, namaz kılmak, zekat vermek, Ramazan orucunu tutmak ve haccetmektir.” (Müslim)
“Allah-u Teala’nın, gözlerin görmediği, kulakların işitmediği ve hiç kimsenin hayaline bile gelmeyen nimet dolu sofrası, ancak oruçlular içindir.” (Taberani)